<<<b£n b£n! bIraqSaM b!L£ s£n b£n! bIraqma Ya Rabbbb!!!!>>>

<<<b£n b£n! bIraqSaM b!L£ s£n b£n! bIraqma Ya Rabbbb!!!!>>>
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) : Kişi sevdiğiyle beraberdir!

Peygamberimiz (sas) “Kişi sevdiğiyle beraberdir!” buyurmuştur. Herkes kime ne kadar sevgi beslediğini kontrol etmek durumundadır. Sevdiğinizi dikkatli sevmek gerektiğini de göz ardı etmeyin.
Size bir soru: - Çevrenizde kimleri çok seviyor, kimlere daha çok ilgi duyuyor, taklit ediyorsunuz?

Bunu bir düşünün isterseniz... Neden mi?..

-Çünkü insan ahirette de dünyadaki sevdikleriyle beraber olacaktır da ondan...

Sevdiği insan cennetlik bir yaşantı içinde ise, kendisini seveni de cennette layık bir iman ve amel içinde görmek isteyecektir...

Yok eğer cehennemlik bir yaşantı içinde ise, o da sevenini kendine layık bir alışkanlık ve davranış içinde olmaya teşvik edecektir... Böylece insan sevdikleriyle beraber olma durumuna girecektir.

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:18

Modifié le mardi 02 juin 2009 13:19

>>>sonsuz a§qqq ALLAH'A<<<

>>>sonsuz a§qqq ALLAH'A<<<
Gül bitirmek için toprak olmalı, insan yetiştirmek için yine toprak olmalı; cennete ehilolmak için yine toprak olmalı.Toprak olmak istiyorum Allahım!..

İnsanlar beni gördükleri zaman topraktan gelip yine toprağa gideceklerini hatırlasınlar.., Her gidişin Sana olduğunu bilsinler....

Güller bitsin üzerimde ve yükselsinler göğe doğru. Bülbüller, varlığıma şükrederek şakısınlar seher vakitleri, güllerin koynundan güne merhaba derken... Sevgi için...

Toprak olmak istiyorum Allah'ım!..

Bir ağaç kollannı sana doğru açsın benden, dua ederken kollarım olsun...

Sonbaharda sarı yapraklar süzülerek düşsün üzerime; benimle toprak olmak için, benimle ben olmak için..

Toprak olmak istiyorum Allah'ım!...

Kışın kar örtsün üzerimi, yalnız kalayım kendimle...

Sonra içime ilham ettiğin kardelenlerle sana doğru yöneleyim... (Ki duruşum da sana doğrudur. Kardelenlerim baharı müjdelesin insanlara... Umut için...

Toprak olmak istiyorum Allah'ım!...

Baharda.., bülbülsüz gül olur mu hiç; “bülbül” için, bahar gelir mi yağmursuz; “yağmur” için, yağmur yağar mı duasız; dua için ve hiçbir şey olmaz rızansız:”Rızan” için...

...........

Toprak olmak istiyorum Allah'ım!...

Bir söğüt fidanı dursun ilkin üzerimde... Sonra söğüt fidanının duası bir küçük ağaççık... Ve birgün söğüdümün gölgesinde dinlensin dünya...Ve bir millet uyansın: utangaç, başıj yerde, gönlü fezanın derinliklerinde bir söğüdün!.. Gölgesinde senin davan için... Davan ki, davamdır...

........

Toprak olmak istiyorum Allah'ım!..

Yanımda Kevserler aksın şınl şırıl!.Ben de Kevser selinde coşmuş ve sana doğru yönelmiş bir avuç toprak... Cennet'inde...



# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:27

Modifié le mardi 02 juin 2009 10:26

>>>gul bAhç£s!<<<

>>>gul bAhç£s!<<<
Gül bahçesi....
Bir gezginin yolu günün birinde bir bahçeye varmış.
O bahçede yalnız gül yetişirmiş.Birbirinden narin ve zarif güller.
O güller kadar zarif ve latif bir hatun kapı önünde duruyormuş.
GEZGİN hatuna hayranlık ve saygı ile yaklaşip kendisini takdim etmiş. Ve hatundan adını bağışlamasını istemiş.
HATUN: bana SEVGİ derler.
GEZGİN: Sevgi hatun burada yalnız mı oturuyorsunuz?
SEVGİ: hayır eşimle beraber oturuyoruz. Ona İLİM derler.
Şu anda bahçede çalisiyor. Bıkmaz yorulmaz bir kişidir.
GEZGİN: Bahçeyi dolaşmama izin var mı?
SEVGİ: Hay hay...lütfen ayakkabılarınızı çikarinda SAYGI dediğimiz şu mestleri giyiniz.
Onlar öylece konuşurken İLİM çikagelmis. Bahçeyi birlikte dolaşmaya başlamışlar.
SEVGİ önde İLİM ve GEZGİN arkada yürüyorlarmış.
Her gülün bir adı varmış. MUTLULUK, HOŞGÖRÜ, SABIR, KANAAT,
ADALET, İRADE,ŞEFKAT, MERHAMET, AKIL, HİKMET, KUDRET,
SAMİMİYET, TEVAZU, FAZİLET VE...
bu kadar çesitte ve bu kadar yoğunlukta güzellik bu kadar bakım ve özen,
böylesine bir düzen karşisında heyecanlanan ve hayrete düşen gezgin bahçıvan ilim efendiye sormuş:
GEZGİN: Siz hangi gülün hangi isimde olduğunu bazen karıştırıyormuşsunuz?
İLİM: Bazen şaşirdığım oluyorsa da SEVGİ hemen yardımıma koşuyor bana doğru ismi hatırlatıyor.
GEZGİN: Güllerin erip eriştiği bu toprağın bir özelligi var mı?
İLİM: Özelligi olup olmadığını bilmiyorum.Bu toprağı bize VEFA adında bir dostumuz getirir.
VEFA dostumuzun dediğine göre,örnegin; MERHAMETLİ bir insan görünce,
ondan oluşan toprağı bize getirir, bizde onu MERHAMET gülünün altına serpiveririz veya
ŞEFKATLİ bir insan görünce ondan oluşan toprağı bize getirir,
bizde o toprağı ŞEFKAT gülünün altına sereriz ve bu böyle devam edip gider.
GEZGİN: Güller arasında aşi yapılıyor mu?
İLİM: Elbette HAYAL gülüne GERÇEK i aşiladık; ÜMIT gülü oluştu.
İMAN gülüne HİZMET i aşiladık; TESLİMİYET gülü oluştu.
HİKMET gülüne AKIL 'ı aşiladık; İRADE gülü oluştu. Bu aşiları sürekli yapmak zorundayız.
Örnegin; o muhteşem ADALET gülüne KUDRET gülünü aşilamazsak,
ADALET hemen sararıp soluyor. Aciz kalıyor.
KUDRET gülüne ADALET'i aşilamazsak KUDRET gülünün toprağında ZULÜM böcekleri üreyiveriyor.
GEZGİN: Bu aşiları siz mi yapıyorsunuz?
İLİM: Çelikleri ben hazırlıyorum ama aşiyı koyup kovuşturan eşim SEVGİ dir.
O ilham kalemini eline alır, aşilanacak varlığın AKIL perdesini yumuşak yumuşak aralar,
böylece o varlığın gönlüne ulaşir,oraya aşi çeligini bir güzel yerleştirir.
Sonra da oluşan bütün kader sicimi ile tatlı tatlı sarar.
Bütün bu isleri bu aşamaları her seferinde ayni dolgun zevk ve heyecan içinde seyrederim.
Sanki o anda Rabbim yanımızdaymış gibi...
GEZGİN:tercih ettiğiniz güller var mı? İLİM: Aslında yok.
Fakat eşim SEVGİ; HOŞGÖRÜ için 'o benim beş duyumdur.' der.
SAMİMİYET için, 'o benim AHLAKIMDIR' der. TEVAZU için, 'o benim EDEBİM dir' der,
ama ÜMIT'e fazlaca düşkün galiba... Zira ÜMIT için 'o benim kanımdır' der durur...
Bir kaç gün sonra gezginimiz bir kasabaya varmış. Bir kahvehaneye girmiş.
Burası oldukça tenha imiş. Kuytu bir köşede bir kişi oturuyor ve çay içiyormuş.
Gezginimiz bu zata yaklaşmış, yanına oturmuş, kendisini takdim etmiş,
adını bağışlamasını dilemiş.... o zat demiş ki:
ADEM: Bana ADEM derler.
Gezginimiz başindan geçenleri;gül bahçesini, iki soylu bahçıvanı, konuşmaları anlatmış.
Adem dinlemiş.Sonunda demiş ki:O bahçeye İNSANLIĞIN KEMAL BAHÇESİ derler.......

HAYIRDA KALIN HAYIRLA KALIN İKİ CİHANDA HAYATINIZ GÜL BAHCESİ OLSUN GÖNLÜNÜZDEN HUZUR EKSİK OLMASIN İNŞALLAH KARDEŞLERİM

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:34

susmak adına tebessümler kondurdum dudak uçlarıma epeydir..?

susmak adına tebessümler kondurdum dudak uçlarıma epeydir..?
Kelimelerin anlamlarını yitirdiği bir vakitte susmak...

Kör kuyulara terk edildiğin bir vakitte,

Haykırışlarını gidenlerin ardı sıra duyuramadığın,

Karanlık bir gecenin esaretinde kaybolduğun bir anda susmak...

Kızgın çöllerde su bulamadığın veya bulamayacağını idrak ettiğin vakitte susmak...

Ufuktaki kızıllığa gark olup ukbanın seherine vardığın bir vakitte susmak...

Mevsimlerin bir birini aratmadığı

Yağmurun ıslatmadığı, güneşinse yakmadığı bir vakitte susmak...

Yıldızların bile kamere meftun olmadığı bir vakitte

Akarsuların denizlere varmadığı, denizlerin ise okyanuslara koşmadığı bir vakitte susmak...

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:38

Modifié le mardi 02 juin 2009 12:41

susmaq

susmaq
Susmak...

Kalbi fırtınaların dehlizlerinde bir feryada yürüyen hissiyatıma

La havle çekip susmak...

Yetimlerin toza bulanmış saçları okşandığında

Kana bulanmış ellerin tövbeye açıldığında susmak...

Ya leyl üstümüze karanlığını örttüğünde

Herkes kendince kendine döndüğünde

Bir vaveyla kulakları patlatırcasına yükseldiğinde susmak...


Kâğıda yürüyen kelimelerin,

Mateme bürünmüş sözcüklerin,

Dilin mecalsiz ve elin takatsiz kaldığında susmak...

Hüznün nemli caddelerinde yürürken

Herkesin seni terk ettiği ama hüznün terk etmediğinde,

Yalnız kaldığında ve yalnızlığı sevmeye alıştığın da susmak...

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:41

Modifié le mardi 02 juin 2009 12:42

susmaq

susmaq
Susmak...

Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak

Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak...

Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda

Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak...

Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte susmak...

Ah ve ofların bahçesinde boy verdiği sitemkâr hanenin önünden geçerken susmak...

Bakışların manidarlığından sıyrıldığı bir vakitte susmak...

ikindinin hüznünü yürekte hissettiğinde susmak...

Gecenin karanlıklar Ummanlarında alabora olduğunda,

Yunus'a seslenen Rahmani sesi kulaklarında ağırlamak adına susmak...

Musa'nın Tur-u Sina'daki duasına yürekler çatlatırcasına amin deyip susmak...

Yusuf'un nefsinin karayeline kapılmadığı ve edep meltemiyle arındığı bir vakitte susmak

Yakup'un gözler dağlayan hicranına teselli olacak kelimelerinde,

Yusuf'un kanlı gömleğiyle paramparça olduğu zamanda susmak...

Susmak...


Sevgiliye meftun bulutun sevdası karşısında susmak...

Gafletin elinden Nur_u Dilaranın cemaline savrulan taşların mahcubiyetiyle susmak...

Hicretle ayrılığa mahkum edilen Mekke'nin hicranına bürünerek susmak...

En şerefli ağaç olarak bilinen hutbelerin yoldaşının ardın sıra özlemden kuruduğu anda susmak

Ebu Bekir'in babasını can dostta feda ettiği yarenliğin en yüce mertebesinde,

Ömer'in sevdasına bürünüp, adaletiyle gönülleri fethettiği, bir vakitte

Osman'ın edebiyle melekleri bile hayran bıraktığı

Ali'nin bedeninin küçüklüğüne aldırmadığı, yüreğinin büyüklüğüyle ölüme meydan okuduğu bir vakitte susmak...

Ensar ve Muhacirin gönüllerindeki muhabbetti simalarındaki akse yansıdığı bir anda susmak...

Bilal-i Habeşi'nin ALLAH BİRDİR sözüne mazhar olduğun saniyede susmak...

Ve Sevgilinin ikliminde dolaşan tüm varlıkların dili kelamından dökülenleri duyduğun anda susmak...

Dildeki savunmaların anlamlarını yitirdiği, uvuzların bir bir dile geldiği bir vakitte susmak...

Dünyalık kelamların varlığının hiçliğe sürüklediği bir gecede susmak...

Söylenmemiş cümlelerin dahi tek ve yegane dinleyicisi olan HAKK'ın huzurunda susmak...

İhlası derinliklerinde saklayan yüreğin konuştuğu bir vakitte

Günahkar bir dilin haykırışına prangalar vurup susmak...

Dünya rıhtımından, ukba okyanusuna

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 10:49

Modifié le mardi 02 juin 2009 12:44

susmaq

susmaq
Usulca sokulur derviş, gülün dibine... Susmak güzeldir.
Uzanır yalnız elleri pınara... Susmak güzeldir.
Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına... Susmak güzeldir.
Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk... Susmak güzeldir.
Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının... Susmak güzeldir.
Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr... Susmak güzeldir.


Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil,
başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır... Susmak güzeldir.


Nurlar iner her bereketli toprağa... Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece
yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak
edemez bunu... “Mal bulmuş mağribi...” Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış
anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene... Susmak güzeldir.


Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ... Rüyalara
girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri... Her aşk paylaşılmak
için sabırsızlanır. Paylaşılınca tükenir bereketi... Ucub ve kibir, riyâ ve varlık hissi
sızar pencerelerden... Susmak güzeldir.


Yahya Kemal örnek kişilik tipi çizer. “Şarkın velî çehresi” diye anlatıp durduğu
zâtı, câmi kürsüsünde görür bir gün... Hevesle kulak kabartır. Bozulur büyü...
Susmak güzeldir.


Nice câzip duruşların, konuşma başlayınca dökülüverir yaldızları... İmaj ve asıl
arasındaki dev aynasıdır mükâleme... Susmak güzeldir.


Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere karşılık, hangi kelimeyi cepheye sürersen
sür yenilecektir iz'an, kabaracaktır öfke... Susmak güzeldir.


Tesellî, birinin acısına söz ile ortak olmakmış Arapça'da; bir anlamı yokmuş acıyla
kavrulan bir yürek için... Müsâvât imiş, o anda acısını dindirecek olan her neyse
onu sunabilmek, onunla çare olabilmek, devâ bulmak... Bunun için, “Yâ Vâsî”, “Yâ
Müvâsî” kıymetli yakarışlardır. Mavinin koyuya çaldığı anlarda... İnsanlar çok
ilginç; acı çektiğimizi görürlerse anlamlı-anlamsız pek çok sözle teselliye
kalkışırlar, acınızı içine gömüp Allah için susarsanız, canınızı acıtmak, illâ ki, bir
feryat duymak için kanırtırlar bağrınızdaki hançeri... Susmak güzeldir.

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 11:00

ve susmaq

ve susmaq
Susmak güzel. Susmak hayırlı. Susmak dostluk alâmeti, yakınlık ve tanıdıklık
işâreti... Yabancıya hâl anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost hâlden anlar,
dostların yanında rahatça susulur. Sâmi Efendi Hazretleri benim dünyama
“susmak sohbetleri” ile girmiştir. Hani o, hâl lisânıyla bazı dostlarına:
“-Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım.” demiş de başlarını kalplerine eğip bir
saat sükût ederlermiş. Susmak güzeldir.


Yanında susabildiğin dostlara şükür!
Yanımda susan dostlara şükür!..


Rahmân'ın sözü sözüne değmiş, Kelîmullah olmuş, Mûsâ -aleyhisselâm-... Deniz
ikiye ayrılmış işaret edince... O müthiş mûcizenin vecdi içinde konuşunca karşı
yakada, biri:


“-Ne güzel konuştun!..” deyivermiş. Susmak güzeldir.
Sözden açılmış ilm-i ledün yolculuğunun kapısı:
“-Güzel konuştun ya, güzel susmayı da öğren Kelîm'im!”
Gemiye binerler, gemi delinir. Çocuk öldürülür. Duvar tamir edilir. Üç tuhaf hadise üç hırçın soru...
“-Sen benimle olmaya sabredemezsin mîrim!” Susmak güzeldir...
Derler ki, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî Hazretleri, Hızır makamında, sormamayı
başardığı için hâlâ sürmekteymiş yolculukları... Zaman ve mekânın ötesinde,
Allâh'ın ilminde... Susmak güzeldir...


Zekeriyyâ peygambere -aleyhisselâm-, bir evlâdın anne-baba için en makbul iki
sıfatı ile, “cebbâr ve anîd olmamakla muttasıf” Yahya -aleyhisselâm-'ın müjdesi
verildiğinde, üç gün “susmak orucu” emredilmişti. Cebr ve inada karşı susmak...
Susmak güzeldir.


Îsâ -aleyhisselâm-; Allâh'ın “kelimesi” idi. Doğduğunda Meryem vâlidemize de üç
gün “susmak orucu” emredilmişti. Ağır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret
ediyordu. Anne susuyordu, İsâ'sı konuşuyordu. Susmak güzeldir...


Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Hazret-i Ebûbekir -
radıyallâhu anh- birlikte iken bir adamın hakâretlerine mâruz kalırlar. Peygamber
Efendimiz susar. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- bir susar, iki susar,
üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!.. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve
sellem-'in yüzü değişmiş bir hâlde oradan uzaklaşır. Sıddîk-ı Ekber koşar
peşinden, bin telaş!


“-Biz susarken bir melek o adama aynen cevap veriyordu. Ama sen konuşunca
melek sustu.” Susmak güzeldir...


“Kur'ân okunurken susun ki, merhamet olunasınız!..” buyuruyor Cenâb-ı Hak.
Kelime “ensitû”; susmanın en uysal, en kaliteli hâli... Susmakla merhamet
arasındaki en güzel köprü Kur'ân sesi. Susmak güzeldir.





Su gibi dingin ve usulca... Su gibi lâtif ve azîz... Susmak güzeldir.
Sessizce gelip oturur derviş, eşiğe. Yüzü tâzîmle yönelir göğe... Sükût kıvrım
kıvrım yükselir dergâh-ı hâcâta...


Sevda söze dökülünce perişan...
Muhabbet arz olununca yalın...
Aşk ilan edilince arsız...
Susmak güzel...


Yunus Emre başı eşikte... Üveys, Karen'de bir vahada... Hz. Ebûbekir bi'sette,
Miraç dönüşünde... Hz. Îsâ, son akşam yemeğinde... Hz. Zekeriyyâ, ağacın
içinde... Hz. Ömer b. Hattab diriliş seferinde... Leyla çadırda... Hz. Âişe
bekleyişte...
Ve bütün “susmak güzellikleri”, şükür size!..


Uysal bir denize dönük yüzümüz, kapattığımız gözlerimizle...
Fonda Itrî'nin segâh yürük semâisi... Susmak güzeldir.

# Posté le vendredi 04 juillet 2008 11:04